Hikaye 1
Bir gece Atatürk Ada’da Yat Kulübü’nde konuşurken, yanındakilerden birinin sportmen olduğunu anladı. Ona şu suali sordu:
- Spor nedir?
Muhatabı, sporu herkesin bildiği gibi tarif etti.
Gazi dedi ki:
- Bana daha açık, bariz bir tarif bulabilir misiniz?
Belki en güzel cevabı bulabilmek için düşünen sportmenin birazcık beklemesi üzerine Gazi şu hatırasını anlattı: "Arıburnu kumandanı idim, iki tarafın ateş hatları arasında elli altmış metre mesafe vardı. Birbirine en yakın hatlar arasında dolaşan Türk ve İngiliz izcilerinden ikisi gecenin karanlığı içinde elerindeki uzun silahları kullanamayacak kadar burun buruna gelmişler. Her iki tarafın cesur izcileri silahlarını atmışlar, doğrudan doğruya birbirini boğazlamak için elerini kullanmak zorunluluğunu hissetmişler. İngiliz izci yumruklarını sıkmış, boks denilen idmanı, Türk neferinin vücut ve kalbi üzerinde uygulamaya başlamış. Bu hünerli yumruk idmanını bilmeyen Türk neferi, kalbine maddeten, vicdanına manevî olarak vurulan darbelerin etkisi altında iki elini ötekinin boğazına uzatmış, var gücüyle düşmanının boğazını yakalamış. Düşman neferinin boğazı iki demir pençenin mengenesinde sıkışınca bizim nefer, boks darbelerinin önce hafiflediğini, sonra yok olduğunu görmüş.
Nefer, esirini sürükleyerek benim yanıma getirdi. Gece yarısından sonra idi. Önce düşman neferini sorguladım:
- Ne oldu? Sen niçin buralara kadar geldin?
- Spor, cevabını verdi. Bizimkine sordum:
- Nasıl oldu?
Nefer, esirin verdiği bilimsel cevabı anlamış olmaktan korkarak:
- Bilmiyorum, dedi. Ben, bu konu üzerinde fazla durmadım.
- Sen sportmen misin? - Evet, çok iyi...
-Bizim neferi nasıl buldun?
- Bilmiyor, dedi.
Türk neferine döndüm: ,
- İşitiyor musun, senin için bilmiyor, cahildir, dedi.. Kısaca:
- Huzurunuza getirdim efendim, cevabını verdi. Gazi devam etti:
- Benden spor nedir, diye sorulursa vereceğim cevap şudur: Spor vatanın, milletin yüksek çıkarlarına tecavüz edenleri, gırtlağından yakalayıp memleket ve millete hizmet edenlerin huzuruna getirebilmenin maddi ve manevi yeteneğidir."
FALİH RIFKI ATAY
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Atatürk ve Gençlik
Atatürk’e göre Türk gençliği, yapılan hiçbir şeyi unutmamalıdır. Geleceğin ışık saçan çiçekleri olarak en karanlık ve ücra köşelere kadar millî gurur içinde aydınlıklarını ulaştırmalıdırlar. Zira bütün ümit gençlerdedir. Gençlerin eğitim ve öğretim yuvalarında insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin ve fikir hürriyetinin esaslarını öğrenmeleri şarttır. Çünkü gelecek onlardadır. Cumhuriyeti Atatürk kurdu, ama onlar yaşatacaktır. Büyük ve güçlü Türkiye’nin mimarları onlar olacaktır. Onlar bu kutsal eseri koruyacaktır.
Yüzbinlerce şehit verilerek ve nice kanlar dökülerek alınan bu vatan Türk gençliğine emanet edilmiştir.Ükenin bütünlüğü ve istiklali tehlikeye düşerse, gençlik, içinde bulunacağı durumun koşullarına bakmadan Cumhuriyeti her türlü tehlikeye karşı koruyacaktır. Gençliğin ihtiyaç duyacağı güç kaynağı, damarlarındaki asil kan olacaktır. Türk gençliği, Ata’nın emaneti olan inkılapların yılmaz bekçileridir. Atatürk’ün ideallerinden hız ve ilham alan ve alacak olan Türk gençliği, vatanın bütünlüğü, milletin birliği için çalışacaktır.
Atatürk, Türk gençliğinin kültürlü, çalışkan, iyi ahlaklı ve vatansever olmalarını, ruhen ve bedenen sağlıklı olmaları için de spor yapmalarını ister. Türk gençliği düne, bugüne ve yarına ışık tutan Atatürk’ün gösterdiği hedefe durmadan ve yorulmadan koşacaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Mondros Ateşkes Antlaşması
|
1.Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın açılması ve Karadeniz’e serbestçe geçiş, Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın İtilaf Devletleri tarafından işgali, 2.Türk sularındaki tüm torpil tarlaları ile torpido ve kovan yerleri, diğer engellerin yerleri gösterilecek ve bunları taramak veya kaldırmak için istenildiğinde yardım edilecektir. 3.Karadeniz’de bulunan torpil yerleri hakkındaki bilgiler verilecektir. 4.İtilaf Devletleri’nin savaş esirleri ile Ermeni esirleri, tutukluları İstanbul’da toplanacak ve kayıtsız koşulsuz İtilaf Devletleri’ne teslim edilecektir. 5.Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülecek askeri kuvvetten başkası hemen terhis edilecek. (İşbu askeri kuvvetin sayısı durumu İtilaf Devletleri tarafından Osmanlı Devleti ile görüşüldükten sonra kararlaştırılacaktır.) 6.Osmanlı kara sularında güvenlik ve buna benzer konular için kullanılacak küçük gemiler dışında, Osmanlı sularında veya Osmanlı Devleti tarafından işgal edilen sularda bulunan bütün savaş gemileri teslim olunup Osmanlı liman veya limanlarında tutuklu bulundurulacaktır. 7.İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edici bir durum olduğunda herhangi bir strateji noktasını işgal hakkına sahip olacaklardır. 8.Bugün Osmanlı Devleti işgali altında bulunan bütün liman ve demiryollarından İtilaf Devletleri gemilerinin yararlanması ve İtilaf Devletleri’yle savaş halinde bulunlara karşı kapalı bulundurulması. Osmanlı Devleti gemileri de ticaret ve ordunun terhisi konusunda buna benzer koşullarda yararlanacaklardır. 9.İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ne ait tersane ve limanlardaki bütün gemi onarım ve araçlarını kullanacaklardır. 10.Toros Tünelleri’nin İtilaf devletleri tarafından işgali 11.İran’ın kuzeybatı bölgesindeki Osmanlı Devleti kuvvetlerinin derhal savaştan önceki sınır gerisine çekilmesi konusunda önceden verilen emir uygulanacaktır. Kafkasya ötesinde önceleri Osmanlı kuvvetleri tarafından bir bölümü boşaltılan yerlerin geri kalan bölümü de İtilaf Devletleri tarafından yerinde incelenerek, istenirse boşaltılacaktır. 12.Hükümet haberleşmeleri dışındaki telsiz ve kablolar İtilaf Devletleri memurları tarafından denetlenecektir. 13.Denizciliğe, askerliğe ve
14.Osmanlı Devleti’nin gereksinimi karşılandıktan sonra geri kalan kömür, akaryakıt ve deniz gereçleri satın alınacak, bunların hiçbiri dış ülkelere satılmayacaktır. 15.Tüm demiryolları İtilaf Devletleri subaylarının denetimine verilecektir. Bu demiryoları arasında halen Osmanlı Devleti’nin denetiminde bulunan Kafkas Demiryolları dahildir.İşbu Kafkas hatları serbest ve tam olarak İtilaf Devletleri memurlarının idaresi altına verilecektir. Halkın gereksiniminin karşılanması göz önünde tutulacaktır. Bu maddeye Batum’un işgali dahildir. Osmanlı Devleti Batum’un işgaine karşı koymayacaktır. 16.Hicaz, Yemen, Asir, Suriye ve ırak’ta bulunan Muhafız Kıtaları, en yakın İtilaf Devleti komutanına teslim olunacaktır. Kilikya’da bulunan kuvvetlerin düzeni koruması için gerekli sayıdan çoğu 5. maddedeki koşullara uyularak, kararlaştırılacak şekilde geri çekilecektir. 17.Trablus ve Bingazi’de bulunan Osmanlı Devleti Subayları en yakın İtalyan kuvvetlerine teslim olacaklardır. Osmanlı Devleti, teslim emrine uymadıkları taktirde, bunlarla haberleşmeyi ve yardımı kesmeyi kabul eder. 18.Mısratada dahil olmak üzere Trablus ve Bingazi’de işgal edilen limanların en yakın İtilaf muhafız kıtalarına teslimi gerekmektedir. 19.Alman, Avusturya deniz, kara ve sivil memurların ve uyruklarının bir ay içinde ve uzak yerlerde bulunanların bir aydan sonraki en kısa zamanda Osmanlı Devleti’ni terk etmeleri, 20.Beşinci madde gereğince terhis edilecek Osmanlı Devleti kuvvetlerine ait donanım, silahlar ve cephane taşıma araçlarının kullanılmasına ait verilecek emirlere uyulacaktır. 21.İtilaf Devletleri’nin çıkarlarını korumak için İaşe Nezaretinde İtilaf temsilcisi bulundurulacak ve kendilerine bu yolda gerekli görülen bütün bilgiler verilecektir. 22.Osmanlı savaş esirleri İtilaf Devletleri’nce tutulacaktır. Sivil savaş esirleri ile askerlik yaşları dışında olanların bırakılması gözönünde bulundurulacaktır. 23.Osmanlı Devleti İttifak Devletleri ile tüm ilişkisini kesecektir. 24.Vilayet-i Sitte’de (altı ilde: Erzurum,Van, Harput(Elazığ), Diyarbakır, Sivas, Bitlis) karışıklık çıktığında bu illerin herhengi bir bölümünün ele geçirilmesi hakkını İtilaf Devletleri saklı tutar. 25.İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında çatışma 1918 yılı Ekiminin otuz birinci günü yerel saatle öğle zamanı kesilecektir. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Atatürk Savaşlarda
|
Mustafa Kemal, Trablus’ta bir yıl kadar kaldı ve buradaki başarılarından dolayı binbaşılığa yükseltildi. Osmanlı İmparatorluğu, 29 Ekim 1914 tarihinde, Almanya’nın yanında 1.Dünya Savaşı’na katıldı. Mustafa Kemal savaşa katılmamızı doğru bulmuyordu. Bu düşüncesini üst makamlara bildirdi. Fakat kimse kendisini dinlemedi. Bununla beraber doğru veya yanlış bir savaşa girmiş olan memleketinde aktif bir görev almak istedi. İsteği kabul edildi. Tekirdağ’da kurulacak tümene komutan olarak verildi. Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’ndan sonra istanbul’a geldi, bir süre burada kaldı. Sonra Kolordu Komutanı görevi ile Diyarbakır’a gönderildi. Doğu bölgesinde Rusların ilerlemesine engel oldu. Rusların eline geçmiş olan Muş ve Bitlis’i geri aldı. Rütbesi generalliğe yükseltildi.
13 Ekim 1918 günü, Adana treninden inip de Haydarpaşa Rıhtımı’na ayak basınca karşılaştığı manzara şudur: 55 düşman gemisi, zafer bayraklarını açarak İstanbul Limanı’na girmektedirler. Bütün karşı sahiller Rumların, Yahudilerin, Levantenlerin sarhoş çığlıkları ve palikarya naraları ile çınlar. Ama bu manzara karşısında, bu hava içinde, kılı bile kıpırdamadan: "Geldikleri gibi giderler!" dedi. Nitekim bir gün geldi, bütün gemiler geldikleri gibi gittiler. Hem de onun gönderdiği askerleri selamlayarak... Sarhoş çığlıkları ise ebediyen sustu.
Güvenliği tam olarak gerçekleştirebilmek için komuta bölgesindeki sivil makamlara emir verme yetkisin! de aldı. Görev alanı Samsun, Trabzon, Sivas, Erzurum ve Van illeriydi. Ayrıca gerektiğinde komşu illerdeki komutan ve yöneticiler de emirlerini yerine getirmekle yükümlüydüler. Mustafa Kemal, İzmir’in Yunanlılar tarafından alındığı 15 Mayıs günü istanbul’dan Bandırma vapuru ile Karadeniz’e açıldı. 19 Mayıs günü Samsun’a çıktı.
23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu, Mustafa Kemal de başkanlığa seçildi. Kısa sürede ayaklanmalar bastırıldı, dağınıklıklar giderildi. Ulusal güçlerimiz düzene sokuldu. Askerin ihtiyaç duyduğu silah ve cephane sağlandı. Halk varını yoğunu orduya verdi. Her cephede başarılı savaşlar yapıldı. 1 .ve 2. İnönü, Sakarya Savaşları derken sonunda Dumlupmar’da Başkomutanlık Meydan Savaşı ile düşmana son ve kesin darbe vurularak Büyük Zafer’e ulaşıldı. Yurdu düşmanlardan temizleyen Mustafa Kemal’i yeni görevler bekliyordu: Çağdaş ve Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmak... ("İlkokullarda Atatürkçülük" ten) |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Atatürkçülük Nedir?
|
Ulusçuluktur Atatürkçülük. Tarihini, dilini, geçmişin! bilmek; bunlara sahip çıkmaktır. "Ümmetçilik" diye diye aldatılıp özbenliği unutturulan bir ulusun ulusal değerlerine kavuşması, onlara dört elle sarılmasıdır Atatürkçülük. Halkçılıktır Atatürkçülük. Halk olmadan ulus olur mu? Devlet olur mu? Türk halkının bütünlüğüdür, yasalar karşısında eşitliğidir, ulusal egemenliktir Atatürkçülük. Atatürkçülük, Türk halkına hizmet etmek, onun mutluluğu için çalışmaktır. Atatürkçülük devletçiliktir. Türkiye’nin sınırlı olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ’zamanın koşullarına göre halkın yararına en iyi şekilde değerlendirip Türk ekonomisini bir "dünya devi" haline getirmektir Atatürkçülük. Elbette laikliktir Atatürkçülük. İnsanlara din ve vicdan özgürlüğünü en iyi şekilde tanıyandır. Kimsenin inancına, ibadetine, vicdanına karışmamaktır Atatürkçülük. Eskimiş, ömrünü tamamlamış, zararlı duruma gelmiş toplumsal, yasal, siyasal, politik... kurumları ortadan kaldırıp yerlerine yeni, yararlı, topluma bir dinamizm, canlılık verenleri getirmektir, yani inkılapçılıktır Atatürkçülük. Hep yeniye, yeniliğe, uygarlığa, modernliğe, çağdaşlığa koşmaktır. Kazanılanları korumak; yıkıcılarla, gericilerle mücadele etmek, bilimin İşığında hep ileriye koşmaktır Atatürkçülük. Atatürkçülük umuttur, geleceğe güvenle bakmaktır. Dünya ulusları arasında saygın bir yer edinmektir. Türk ulusunun geleceğidir, güvencesidir, yarınıdır, her şeyidir Atatürkçülük... |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Get 06_dudu_51_aybalanur chat group | Goto 06_dudu_51_aybalanur website
İngiltere Devleti temsilcisi Amiral Calthrope ile Osmanlı Devleti temsilcisi Bahriye Nazırı Rauf Bey’in başkanlıklarında süren görüşmelerden sonra 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri şöyleydi:
27 Eylül 1911’de İtalyanlar, değişik kimliklerle Trablusgarb’a gittiler. Mustafa Kemal buraya gizlice Mısır yolu ile gazeteci kimliğiyle gitti. Tobruk ve Derne’de italyanlara karşı başarılı savaşlar yaptı. İtalyan birliklerine büyük zararlar verdirdi, ilerlemelerini durdurdu.
Kısa bir zamanda birliğin kuruluşunu tamamladı. Daha sonra 19. Tümen adını alan ve Çanakkale Boğazı’nı savunma görevi ile Maydos’a taşınan bu birlik, büyük başarılar sağladı. 8 Mart 1915’te Çanakkale’den geçip İstanbul’u almak isteyen düşman donanmaları geri püskürtüldü. İngilizler, Boğaz’ı geçemeyeceklerini anlayınca Anafartalar yöresinden çıkarma yaptılar. Mustafa Kemal, askerlik alanındaki dehası ile İngilizlerin ilerleyişini durdurdu. Bu başarılarından dolayı albaylığa yükseltildi.
Mustafa Kemal’in sert tenkitleri padişah ve çevresi tarafından hoş karşılanmıyordu. Bu yüzden, veliaht Vahdettin ile Almanya’ya gitmesi uygun görüldü. Bu gezi Mustafa Kemal için çok yararlı oldu. Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bir karşılaştırma yapmak ve aradaki uygarlık çelişkisini görme fırsatını buldu. Almanya dönüşü Vahdettin padişah oldu. Mustafa Kemal’de yeniden Yedinci Ordu Komutanlığına atandı. Fakat olan olmuş, Suriye, Filistin, Ürdün toprakları elden çıkmıştı. Mustafa Kemal, güney cephesi dağılırken, kendi birliğini bozguna uğratmadan geri çekmeyi başarmıştı. Bu arada ingiliz ve Arap birliklerine büyük kayıplar verdirdi.
"Orduları dağıtalım ama, adı kalsın, müsade edin. En küçük bir birlik olsa da bu adla ben komutanlığını yapar, vatanıma hizmet ederim."demişti. Amacı; Anadolu’da ve ordunun basında kalmaktı. Bu isteğine rağmen, göz önünde bulunması için onu İstanbul’a gelmeğe mecbur ettiler.
Güvendiği milletiyle Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Anadolu’ya geçmesi gerekiyordu. Fakat işgal altında bulunan İstanbul’dan çıkıp Anadolu’ya gitmek çok zordu. Mustafa Kemal Anadolu’ya gitmek için çareler ararken aradığı fırsat ayağına geldi. Sinop’tan Batum’a kadar Kuzeydoğu Anadolu’da işi azıtan Rumlar, Pontus-Rum Devletini yeniden hortlatmak için yoğun çalışmalara girmişlerdi. Bu bölgede yaşayan Türkleri imha etmek ve korkutup kaçırmak için katliamlara başlamışlardı. Türkler, canlarını, mallarını, namuslarını bunlardan korumak için teşkilatlanmaya başlamışlardı. Bu durumdan tedirgin olan Rumlar, Türklerin kendilerini katlettiklerin haykırmaya başlamışlardı. Samsun, Merzifon gibi önemli yerleri işgal eden İngilizler, Rumların feryatlarına inandılar. Türkleri durduracak dirayetli bir komutanın bu bölgeye atanmasını Osmanlı Hükümeti’nden istediler. Mustafa Kemal, Osmanlı Genelkurmayın daki arkadaşlarının yardımı ile kendisini, geniş yetkilerle merkezi Erzurum’da bulunan Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine tayin ettirdi.
Bu sırada düşmanlar Anadolu’da ilerliyor, yurt içinde gerici ayaklanmalar çıkıyordu. Sivas Kongresi’nde alınan kararların uygulanması gerekiyordu. Dağıtılan Meclis-i Mebusan’ın yerine Ankara’da hemen bir meclisin toplanmasına karar verildi.
Atatürkçülük, yoktan varoluştur. Bir ulusun dirilişidir. İnançtır. Esaretten, umutsuzluktan kurtuluştur. Ulusal değerleri unutturulmuş bir halkın "ulus" oluşudur.