Zikir'in Tasavvuftaki önemi
Allah adını anmak en güzel mutluluk, Kalp ancak O'nunla huzura erer. Kalbi temizlik, zikirle mümkün olabiliyor. Zikirsizlik, nefse ve şeytana hizmettir. Zikir, insanı Sultan eder, aynı zamanda ruhunun susuzluğunu giderir.
Peygamberimiz (S.A.V.); "Kul günah işlediği zaman onun kalbinde siyah bir nokta olur" diye beyan buyuruyor. Elbette ki İnsan beşer, düşer, kalkar hep, sadece düşüp kalkmayan Allah (C.C.)'dır. Biz kullar her an günahla yüz yüze gelebiliyor ve kalbimizi kirletebiliyoruz. Bu durum da yapabileceğimiz tek şey, istikameti yakalayana kadar kalbimizi zikirle beslemektir. Çünkü, İlahi buyrukta belirtildiği gibi; "Kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzura erer." Kul, Allah'ı çokça zikrederek, kalbini temizleyebilir. Hatta Allah adıyla dopdolu kalbin, dünyaya bakışı da değişir. Artık çevrenin kirlenmişliği onu kolay kolay bozamaz. Yeter ki istikametle, Allah adını anmaya devam edilsin. Allah adıyla gönüller "mesrûr", gözler "sevgi", diller "hikmet" sahibi olur çünkü.
Kelimenin tam anlamıyla Allah adı, insanı "Sultan" eder, Ki; Yavuz Sultan Selim’in dile getirdiği; ‘’Padişah-ı alem olmak Bir kuru dava imiş Bir mürşide bende olmak Cümleden âlâ imiş…’’ mısraları daha da bir anlam kazanır böylece.
Resûlullah (S.A.V.), "Kıyamet gününde kulların en büyük derecesi Allah'ı çokça ananlardır" buyurarak Allah’ı ananları müjdelemiştir. Kâinatta hemen hemen her şey, kendi hal lisanıyla Allah’ı zikreder, o halde insan neden bu zikir senfonisinden mahrum kalsın ki? Evliyaullah'ın da belirttiği gibi, Allah’ı zikirde en çok sırayla:
Birinci derece Cemadat (toprak, taş, cansız maddeler),
İkinci derece Nebatat (bitki âlemi),
Üçüncü derece Hayvanat,
Dördüncü derece insanattır.
Cansızlıktan canlılığa, yani basit yapıdan daha çok mükemmel yapıya doğru gidildikçe Allah’ı anmak açısından yaratılanların cinsine göre düşüş eğilimi görülür.. Her mükemmeliyet, büyüme meyli ve gelişme yaratılmış olan her şeyi Allah’tan alıkoyabileceği anlamına gelecektir ki, insan şüphesiz bu durumda ister istemez dördüncü derecede zikreden bir konumda yer alacaktır. Fakat insan nefsine, şeytana ve çevreye rağmen zikir de gayretkar olursa bütün mahlukatın üstünde bir mevkie sıçrayabiliyor ki, bu konumda olan insan için "ahsan-i takvim" ya da eşref-i mahlukat(yaratılmışların en üstünü) denilir.
Eğer, kul nefsin hevasına kapılıp, şeytanın oyunlarına dalmış ve kötü insanların oyuncağı haline gelmişse hayvandan da aşağı dediğimiz "esfel-i safiline(hayvandan aşağı) kadar inebilir. İnsanın eşref-i mahlukat (yaratılmışların en üstünü) olabilmesi Allah'ı çokça anmasına bağlı. Hadisi Kutsi de, "Dikkat ediniz, cesette bir kalp vardır. Kalbin içinde de bir Fuat vardır. Fuat da dahi sır vardır. Sırda da hafi vardır. Hafide dahi ahfa vardır" buyrularak, aynı zamanda insanın göğsünde yer alan alem-i emirle bağlantılı letaiflere dikkat çekilmektedir. İnsanın göğsünde kalp, ruh, sır, ahfa, hafi denilen letaifler söz konusu. Her insanda bunlar mevcut letaifleri, nefsin baskısından kurtarıp, Allah'a yönlendirmek ve asıllarına kavuşturmak insanın gayretiyle mümkün. Kul, Allah'ı sıkça zikrederek alem-i emr ile ilgili letaifleri çalıştırabilir. Zikir girmeyen vücuda, ışık girmez derman yok.
Ruhumuzu, nefsimize galip kılmak için:
1- Gönül Sultanından faydalanmak,
2- Amel etmek (helal-haram bilmek),
3- Allah’ı anmak şarttır.
Aksi takdirde ruhumuzu, vücut şehrimize hakim kılamayız. Nasıl ki, hastalandığımızda hemen doktora koşuyor, onun telkinleri doğrultusunda şifa bulmaya çalışıyorsak, aynen öyle de, insan da körelmiş letaiflerine derman bulmak için, o konuyla ilgili Kalp uzmanı Salih (evliyaullah) insanlardan istifade etmesi gerekiyor.
Evliyaullah, letaiflerin özelliklerinden bahsetmişler. Bu mevzu da Muhammed Şemseddin (K.S.)'in "Miftahul Kulüp" adlı eserinde özetle;
"Zikreden kalbin akik renginde ve sol memenin altında, zikreden ruhun açık sarı ve sağ memenin altında, zikreden sırrın beyaz renkte ve sol memenin üstünde, zikreden hafinin zümrüt yeşili ve sağ memenin üstünde, zikreden ahfanın ya çok beyaz, ya çok siyah ve iki meme ortasında" olduklarını beyan buyurarak letaifi külle (letaiflerin tamamı)'leri izah etmişlerdir. Eğer Hak yolunda mesafe kat ederek letaiflerin tamamını bitiren salik varsa, Nefiy ve ispat dediğimiz ''kelime-i tevhit'' zikri verilir. Nefyi ispata geçmek için letaiflerin bütün özelliklerinin zuhur etmesi gerekiyor. Küllü letaiflerden sonra, ruhun tezkiyesi gerçekleşince, salikin (hak yolda ilerleyen, sulûk eden kişi) alnına sadakat mührü vurulur. Salik, bütün bu aşamalardan geçmiş olan mürşidi kâmilden istifade etmek zorundadır. Evliya'nın kalbi cin ve şeytandan etkilenmez. Çünkü, zikir sayesinde melek ruha, ruh da kalbe bildirerek koruma altına alınır.. Görüldüğü gibi, kulun iki yolu vardır.
1- Güzel itikat,
2- Kalbi zikir etmek.
Kutsi Hadiste; "Allah'a ulaştıran yollar, yaratılmışların nefesleri sayısı kadardır" buyuruyor. Zikir yolu, genelde iki yol üzerine, günümüze kadar gelmiştir.
1- Lisan-ı yol olan cehri zikir.
2- Kalbi yol olan hafi zikir.
Cehri zikir, sesli eda edilip, Hz. Ali (K.V.)'in de yaptığı zikirdir. Hafi zikir, sessiz yapılan zikir olup, Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'ın takip ettiği metodudur. Allah'a ulaştıran yollar, yaratılmışların nefisleri sayısı kadardır ölçüsünce, her iki yolda haktır. Her iki yolun yolcuları da Allah'a ulaşmak için zikrediyorlar. Yani farklılık izlenilen metot da. Bediûzzaman Said-i Nursi Hz.leri; "Nakşibendiler gizli zikir sayesinde nefsi emmarenin başını kırmaya muvaffak olurlar. Kadiriler ise zikri cehri ile tabiat tağutlarını tarumar eylemişlerdir" diyerek konuya açıklık getirmiştir. Zikirden maksat çokluk değil, saflıktır. Önemli olan, İlâhi ente maksudu ve rızaike matlubu (Ya Rabbi maksadım sen, isteğim senin rızanı kazanmaktır) ölçüsüdür.
Resûlüllah (S.A.V.); "Allah sizin Sûretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar" buyuruyor. Allah (C.C.) Kur'an-ı Kerim de; "Gerçek müminler, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer (Enfal 2.)" beyan buyurarak zikreden gönülleri övmüştür. İnsan hayatını mutluluğa çevirmek istiyorsa şu hadisi şerifi ölçü almalıdır: "Zikredici bir dil, şükredici bir kalp, imanınızda size yardımcı olacak bir kadın bulundurun." Hz. Peygamber (S.A.V.), sahabeler arasında, zikri hafiyi Sıddık-ı Ekber'e has kıldı.
Bir gün komşular Hz. Ebubekir'i Resûlüllah'a şikayet ederler. "Ya Resûlüllah, Ebubekir et pişirip, hatta kokusu dışarıya kadar nüksettiği halde kimseye ikram etmez."
Peygamberimiz (S.A.V.) duruma vakıf olur ve şu cevabı verir. "O sizin sandığınız et kokusu pişirilen et kokusu değil. O koku zikreden kalbin yanan kokusudur" diyerek sahabeye beyan etti.
Hz. Ebubekir, öyle can-u gönülden kalbi zikrediyor ki, ciğeri yanıyor, etrafı bile sarabiliyor. İşte Hz. Ebubekir'i "Sıddık-ı Ekber" yapan, bu durumdur. Bazıları belki diyebilir, efendim, nasıl oluyor, bir insan kalbinin yanması, madem yanıyorsa kül olması icap etmez mi diye, oysa gerçekte ateş yakar, nur yakmaz. Ama hangi ateş? Bizim ve herkesin bildiği ateş ne var ne yok yakıyor, doğrudur. Fakat bilmediğimiz bir ateş de var ki, (o ateş sayılmaz) o da "nur"dur. Nur da ise yakıcılık yoktur. Nur yalnız bir aydınlıktan ibarettir. İşte ateşle, nurun farkı budur. Allah ile kul arasında yetmişbin hicap perdesi vardır. Bu perdelerin aşılması da zikirle mümkün olabiliyor. Yalnız yetmişbin perde tabiri Allah'ın isim ve sıfatlarının tecelli daireleridir. Yani tezahür dereceleri manasınadır. Rabbûl Âlemin, "Rabbini tazarru ile gizli olarak dua ediniz (Arafat 55) ve "Rabbini tazarru ile (titreyerek) ve korkarak zikret (Araf 205)" beyan buyuruyor. Resûlüllah (S.A.V.)'de, "Zikrin hayırlısı hafi olanı, rızkın hayırlısı da kâfi olanıdır" ve "Benim ve benden önceki enbiyanın söyledikleri en hayırlı kelime Lâ ilâhe illallah’tır. Bilesin yedi kat gök ve yedi kat yer terazinin bir kefesine, kelime-i tevhit de bir kefesine konsa bu kelime ağır gelir" buyurdular.
Yine Peygamberimiz (S.A.V.); "Yeryüzünde Allah, Allah diyen bulundukça kıyamet kopmaz" beyanıyla zikrin efdaliyetini ortaya koymuştur. İmam-ı Rabbani (K.S.) büyük bir zat, zamanın müceddidlerinden ve aynı zaman da evliyalarından Müceddid-i Elfisani şöyle der: "Tevhit iki kısımdır: 1- Tevhidi şuhud, 2- Tevhidi vücut" diye. Zikirlerinde efdaliyet bakımından birbirlerine mukabil dereceleri söz konusudur. Hz. Aişe (RA)'dan rivayetle, Hz. Resûlüllah (S.A.V.); "Bazı zikirler diğer zikirlerden 70 kat daha efdaldir" buyurmuşlardır. Bir başka hadislerinde de; "kanın dolaştığı yerlerde muhakkak şeytan da dolaşır. Onun dolaşmaması için en kuvvetli silah Lâilâheillallâhul-fealu" buyurarak şeytana karşı, yapılacak tedbire dikkatimizi çekmiştir. Gerek ayeti celilede beyan olunan hakikatler ve gerekse Hadisi Şeriflerde ki sözler, zikri teşvik ediyor ve insanlığın çıkış yolunun zikirden geçebileceği vurgulanmaktadır. Eşyadan bilgi edinmek güzel bir duygu olsa gerektir, hatta insan diline çevirmek de güzel bir şey. Yalnız, eşyanın hakikatlerini çözmeye çalışırken, Allah'ı unutmak perdenin arkasını görememek demektir. İnsanlık galiba, gelecekte kendisini esir etmek isteyen teknolojik cihaz ve donanımlara karşı mücadelesini verecektir. Eşyanın esaretinden kurtulup, bir an evvel Allah'ı hatırladığında, insan da aydınlığa çıkmış olacaktır. Eşyaya mahkumiyet, vahdet arayan insanlığı perişanlığa itmektedir. Vahdet'e giden yol, Allah'ı anmaktan geçer. Zikreden insanın kalbi dakikada ortalama 124 kez vurur. Bu aynı zamanda dakika da 124 kez Allah diyerek kalbi mutmainleştirmek demektir İşte bu noktada zikrin ehemmiyeti ortaya çıkıyor. Her vuruşta bir kez Allah demek kadar bir güzel saadet var mı? Kalbin atışına paralel insanda Allah adını anarak ebedi hayata kelebek misali uçacaktır elbet. Çünkü, "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzura erer" buyruluyor. Velhasıl, zikir en güzel sermayedir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Zikir Nedir?
Zikir, hatırlamak, tekrar etmek, dile getirmektir. Kur'an'ı Kerim'in, Hadis-i şeriflerin ve Tasavvufun özellikle dikkat çektiği meseledir. Kur'an bir zikirdir, Kur'an okumak da bir zikirdir, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac yapmak, kelime-i şahadet getirmek, tesbih çekmek, tekbir getirmek, hamd etmek hepsi zikirdir, kısacası ibadetlerin tümü zikirdir.
Sadakalardan, iyiliklere kadar, ilim öğrenmekten-öğretmeye kadar Allah'ı hatırlamak ve onu anmak şüphesiz zikirdir.
Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. [Ahzab,41]
(Allah'ın azâbından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?" [A'raf,63]
(Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik. [Taha,99]
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakîkaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder. [Furkan,29]
Ve o zikir okuyanlara, (yemin olsun) [Saffat,3]
Bunlar, îmân edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. [R'ad,28]
Kim Rahmân'ı zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. [Zuhruf,36]
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et. [Vakıa,74]
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz. [Cuma,10]
Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. [Ahzab,42]
O inkâr edenler zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler. [Kalem,51]
Bu hususta kendilerini denememiz için , Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir âzâba uğratır. [Cin,17]
Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! [Hicr,98]
Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler. [Enbiya,20]
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. [Sad,18]
Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi. [Sad,19]
Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adâletle hükmolunmuş ve "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir. [Zümer,75]
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. [Hadid,1; Haşr,1; Saff,1; Cuma,1; Teğabün,1]
Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. [Nasr,3]
"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim" de ve tekbir getirerek O'nun şânını yücelt! [İsra,111]
Allah, tek olarak anıldığı zaman, âhirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler. [Zümer,45]
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Özel Dualar
Resulullah (sav) namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve: ''Allahu ekber, Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mubâraken fîhi. (Allah büyüktür, çok temiz ve mübarek hamdler Allah'adır!)'' dedi. Resulullah (sav) namazı bitirince: ''Şu kelimeleri hanginiz söyledi?'' diye sordu. Cemaat bir müddet sessiz kaldı, Resulullah (sav): ''(Kim söylediyse çekinmesin, benim desin), Zira fena bir şey söylemiş değil'' dedi. Bunun üzerine adam: ''Ben, ey Allah'ın Resulü!'' dedi. Resulullah (sav) da: ''Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah'ın huzuruna) kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı. [Müslim, Mesacid 149, (600); Ebu Davud, Salat 121, (763); Nesai, İftitah 19, (2,132, 133)]
Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulullah (as) buyurdular ki; “İki kelime vardır, bunlar dilde hafif, terazide ağır, Rahman’a da sevimlidirler: Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi’l-azîm. (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim, Yüce Allah’ım seni tenzih ederim) kelimeleridir. [Buhari, Daavat, 65]
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Günlük Dualar
Yemek ve içmekten sonra;
Elhamdülillâhillezî et-amenâ ve-sekânâ ve-cealanâ mine'l-Müslimîn.
Anlamı: Bize nimetlerini yediren, içeren ve bizi müslümanlardan yapan Allah'a hamd olsun.
Eve girerken ve çıkarken;
Allahümme innî es-elüke hayra'l-mevleci ve hayra'l-mahraci. Bismillâhi velecnâ ve bismillâhi haracnâ ve alellâhi rabbinâ tevekkelnâ.
Anlamı: Allah'ım, senden hayırlı bir giriş ve hayırlı bir çıkış isterim. Biz Allah'ın ismiyle girer, Allah'ın ismiyle çıkarız. Her işimizde Rabbimiz Allah'a güvenir, dayanırız.
Bismillâhi âmentü billâh va-tesamtü billâh tevekkeltü alellâh lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Ben Allah'a iman ettim; O'na dayandım, işlerimin sonunu O'na havale ettim. Beni kötülüklerden koruyacak ve iyiliklerde muvaffak edecek Allah'tan başka hiçbir kuvvet sahibi yoktur.
Uykuya yatarken;
* Mümkünse yüz kıbleye doğru gelecek şekilde sağ tarafa yatılır, ayaklar hafif toplanır. Şu dualar okunur:
Bismikellâhümme emûtü ve ehyâ.
Anlamı: Allahım! Senin isminle ölür ve dirilirim.
Rabbi gınî azâbek yevme teb-asü ıbâdek.
Anlamı: Rabbim, kullarını dirilttiğin günde beni azabından koru.
* Hayız ve cünüp olmayanlar abdestsiz olsalar bile yatarken birer defa Fatiha, Ayete'l- Kürsi, Kâfirûn sûresini, ayrıca üçer defa İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyabilirler.
* Bunları okumak sünnettir ve kötü ölüm dahil o gece başa gelebilecek bir çok felaket için bir emniyettir.
* Uykusunda korkan veya başka bir korku sebebiyle uyuyamayan kimselerin Kurayşsuresini okuması, korku ve endişesini giderir.
* Cin, şeytan, karanlık, yalnızlık gibi her türlü korku için okunacak çok etkili dualardan birisi de şudur:
Eûzü bi kelimâtillâhit-tâmmeti min gadabihî ve ıkâbihî ve min şerri ıbâdihî ve min hemezâtiş-şeyâtîni ve en yehdurûn.
Anlamı: Allah'ın gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bana yakın olup zarar vermelerinden Allah'ın mübarek ve mükemmel kelimelerine sığınırım.
Uykudan uyanınca;
Elhamdülillâhillezî ehyânâ ba'de mâ emâtenâ ve ileyhin-nuşûr.
Anlamı: Bizi uykuyla bir nevi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Sonuçta dönüşümüz O'nadır.
Camiye girerken;
* Camiye sağ ayakla girilir. Girilirken şu dua yapılır:
Bismillâh. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe rahmetik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle girerim. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için rahmet kapılarını aç.
Camiden çıkarken;
* Camiden önce sol ayakla çıkılır ve şu dua okunur:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe fadlik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.
Mümin için en kısa zikir Bismillah, en özlü dua Elhamdülillâh'dır.
Yapılması mübah ve hayırlı olan her işin başında Bismillah denir.
Ulaşılan her nimet ve başarının sonunda da Elhamdülillâh söylenir.
Zor bir işe girerken Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh, bir sıkıntıya düşünce Hasbiyellâh/Allah bana yeter, bir kusur işledikten sonra esteğfirullâh/Allahım beni affet zikirleri erkek-kadın hiçbir müminin dilinden düşürmeyeceği zikirlerdir.
En zor durumlarda bunları terk etmemelidir.
Besmelesiz işten hayır gelmez.
Şükredilmeyen nimet ne kadar çok olsa da yüz güldürmez.
Allah diyen yolda kalmaz.
Allah'ı sevenler zikirden usanmaz.
O'na sonsuz hamd olsun.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Abdest Duaları
Elleri yıkamaya başlarken;
Bismillâhil-azim velhamdü lillâhi alâ dînil-İslâm.
Anlamı: Yüce Allah'ın adıyla (abdeste) başlarım. İslâm dini üzere olmakla Allah'a hamd ederim.
Ağıza su verirken;
Allâhümme eınnî alâ tilâveti'l-Kur'âni ve alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike.
Anlamı: Allah'ım! Kur'an okumada, seni anmada, sana şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardım et.
Buruna su verirken;
Allâhümme erihnî râihatel cenneti.
Anlamı: Allah'ım! Bana cennetin kokusunu koklat.
Yüzü yıkarken;
Allâhümme beyyid vechî binûrike yevme tebyeddu vücûhün ve tesveddü vücûhün.
Anlamı: Allah'ım! Bir kısım yüzlerin ağarıp bir kısım yüzlerin karardığı gün, benim yüzümü nurunla ağart.
Sağ kolu yıkarken;
Allâhümme a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hısâben yesîrâ.
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sağ elimle ver ve benim hesabımı kolaylaştır.
Sol kolu yıkarken;
Allâhümme lâ tu'tınî kitâbî bişimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tuhâsibnî hısâben asîrâ
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sol tarafımdan ve arkamdan verme. Beni zor bir hesaba çekme!
Başı meshederken;
Allâhümme harrim şa'r'i ve beşerî alen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Saçımı, tüylerimi ateşe haram kıl, beni cehennemde yakma.
Kulakları meshederken;
Allâhümmec'alnî minellez'ine yestemi'ûnel-kavle fe yettebi'ûne ahseneh.
Anlamı: Allah'ım! Beni, hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan et.
Enseyi meshederken;
Allâhümme a'tik rakabetî minen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Benim boynumu (vücudumu) ateşten kurtar.
Sağ ayağı yıkarken;
Allâhümme sebbit kademeyye ales-sırâtı yevme tezillü fîhil-akdâm.
Anlamı: Allah'ım! Sırat köprüsünde ayaklar kaydığı günde benim ayaklarımı kaydırma.
Sol ayağı yıkarken;
Allâhümmecâl sa'yî meşkûren ve zenbî mağfûren ve amelî makbûlen ve ticâretî len tebûr.
Anlamı: Allah'ım! Çalışmamı boşa çıkarmayıp, sevabımı çok et, günahımı affet. Amelimi kabul et. Kazancımı koru; amelimi zayi etme.
Abdestten sonra;
* Kıbleye karşı dönerek ayakta bir miktar su içilir ve şu dua okunur:
Allâhümmec-alnî minet-tevvâbîn vec-alnî minel mütetahhirîn.
Anlamı: Allah'ım! Beni çokça tevbe edenlerden ve tertemiz olanlardan yap.
* Sonra şu şekilde şahadet getirilir:
Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh. Ve eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluh.
Anlamı: Ben şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın Kulu ve Rasûlüdür.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
Get 06_dudu_51_aybalanur chat group | Goto 06_dudu_51_aybalanur website